TC.MEB Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü Bir Genelge Yayınladı.

16-11-2007
 
Yazar
Mustafa Altuntaş
Zihinsel Engelliler Sınıf Öğretmeni
Fotoğraflar
Kayıt Yok
Videolar
Kayıt Yok
Dosyalar
Kayıt Yok
TC.MEB. ÖZEL ÖĞRETİM KURUMLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ REHABİLİTASYON MERKEZLERİNE DEVAM EDEN ÖĞRENCİ/KURSİYERLERLE İLGİLİ BİR GENELGE YAYINLADI.
Genelgeyi okumak için: http://ookgm.meb.gov.tr/genelgeler/161107_60018.pdf
Toplam 1 yorum yapıldı, ortalama beğeni << Bir önceki sayfa  |  Bir sonraki sayfa >>
genelge maddeleri ve mevzuat h 25-11-2007
YORUM VE GÖRÜŞLERİMİN DEVAMI

1.&#8220;Özel, özel eğitim ve rehabilitasyon hizmeti veren kurumun 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu kapsamında açılmış ve kurumda (Ek-1)&#8217;de belirtilen öğretim programlarını uygulamak üzere Bakanlık/Valilikten izin almış olması gerekmektedir.&#8221; Maddesi ile ilgili olarak;
MEB 5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu &#8220;ÜÇÜNCÜ BÖLÜM- Madde 6&#8217;da &#8220;&#8230; Kurumlarda uygulanacak öğretim programı &#8230; resmî kurumlarda uygulanan usûl ve esaslar çerçevesinde belirlenir. Bakanlıkça uygun bulunması durumunda farklı öğretim programları &#8230; da uygulanabilir.
Hüküm çok açık olup, kurumların uygulayabilecekleri ders programları ilgi genelgede belirtildiği gibi sadece ek çizelgede belirtilenlerden ibaret olmayıp, gerektiğinde, belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde hazırlanarak Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının incelemesine sunulan ve makamca onaylanan programların da uygulanabileceği Kanun maddesi ile açıklanmıştır. Aynı maddeden hareketle, bir kurumda bütün programların da uygulanması bir zorunluluk olmayıp, kurum tarafından uygulanması teklif edilen ve kabul edilen programlar uygulanabilecektir.
Yine aynı Kanun&#8217;un Kurum açma izni başlığı altındaki Madde 3/c&#8217;de &#8220;Kurumun yönetmelikleriyle öğretim programının Bakanlıkça incelenip onanmış olması&#8221; hükmü yer almaktadır ki, bu maddeye göre de bir kurum MEB&#8217;ndan izin almış ve ruhsatı düzenlenmişse, zaten kurum tarafından teklif edilen programlar kabul görmüş ve onaylanmış demektir.
5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu maddelerinde belirtildiği şekliyle, yeniden düzenleme yapılıncaya kadar, kanuna aykırı bir durum olmamak kaydıyla mevcut yönetmeliklerdeki düzenlemelerin geçerli olduğu açıklanmıştır. Buna göre değerlendirildiğinde de, halen yürürlükte olan MEB Özel Öğretim Kurumları Yönetmelim maddelerinde de programların nasıl düzenlenebileceği, nasıl ve ne şekilde inceleneceği, inceleme yetkisinin kimde olduğu açıkça belirtilmiştir.
Bütün bu nedenlerden dolayı da; ilgi genelgenin birinci maddesinde belirtildiği şekliyle &#8220;&#8230;kurumda (Ek-1)&#8217;de belirtilen öğretim programlarını uygulamak üzere izin almış olması gerekmektedir.&#8221; cümlesinden, &#8220;Ek-1&#8217;de belirtilen öğretim programlarının tamamının onay almış olduğu şeklinde bir değerlendirme yapılmışsa(ki cümle okunduğunda böyle anlaşılıyor), halen MEB tarafından açılış ve öğretime başlama izni verilmiş kurumlarda bu programların hepsinin onaylanmamış olabileceği, kurum yetkilileri tarafından teklif edilen programların onay almış ve bütün programların onaylanmamış olma ihtimali çok yüksektir. Zaten MEB Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünün ilgili sitesinde de, uygulanacak programlar listesi yayınlanmış ve bu listede ekte sunulan tüm programlar yer almamıştır.
Yine MEB&#8217;nın yayınlamış olduğu, Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinde uygulanabilecek programlar ve görevlendirilebilecek personel konusundaki açıklayıcı genelgelerinde de söz konusu programlar yer almamıştır.
Ayrıca, RAM merkezlerince yapılan değerlendirmelerde de bu programların hepsine göre değerlendirme yapılmadığı, düzenlenen raporlardaki ifadelerden ve açıklamalardan da anlaşılmaktadır.

Bütün bu açıklamalara bağlı olarak; genelgenin birinci maddesinde geçen; &#8220;&#8230;kurumda (Ek-1&#8217;de belirtilen öğretim programlarını uygulamak üzere&#8230;&#8221; ifadesinden anlaşılması gerekenin, ek çizelgede belirtilen tüm programların mı yoksa eğitsel tanıya göre uygulanması istenilen bir veya birkaç program mı olduğu açık değildir, açıklamanın kesin olmasına ihtiyaç vardır.

Yine, eğer genelgede kastedilen tüm programlar ise, genelgenin ilgili maddesi, konuyla ilgili olarak yukarıda açıklanan gerek 5580 Sayılı Kanun hükümlerine gerekse Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği hükümleri ile çelişkilidir.
Yok eğer bütün bu hükümlere rağmen tüm programların uygulanması istenmişse, gerek 5580 Sayılı Kanun gerekse halen yürürlükte olan Özel Öğretim Kurumları Yönetmelik hükümlerine göre, bütün bu programların Bakanlık/Valilikçe görevlendirilecek yetkililerce incelenmesi ve onaylanması gerekmektedir. Aksi takdirde yasada veya yönetmelikte belirtilen hükümlere aykırı bir durum söz konusu olacak ve hukuken boşluk oluşturacaktır.
Ayrıca, birinci madde ile ikinci maddedeki açıklama da birbirine aykırılık oluşturmaktadır. Çünkü, söz konusu maddede &#8220;uygulanan her öğretim programı için&#8230;&#8221; ifadesi yer almıştır.

2.&#8220;Uygulanan her öğretim programı için (Ek-2)&#8217;de belirtilen zorunlu personelden, öğrenim gören özürlü çocuk sayısı dikkate alınarak kurumda yeterli sayıda görevlendirilecektir.&#8221; Maddesi ile ilgili olarak;

Mevzuatında yer alan &#8220;MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞINA BAĞLI EĞİTİM KURUMLARINA ÖĞRETMEN OLARAK ATANACAKLARIN ATAMALARINA ESAS OLAN ALANLAR İLE MEZUN OLDUKLARI YÜKSEK ÖĞRETİM PROGRAMLARI VE AYLIK KARŞILIĞI OKUTACAKLARI DERSLERE İLİŞKİN ESASLAR&#8221; ekinde yer alan çizelge incelendiğinde, Zihin Engelliler Sınıf Öğretmeni olarak atanabilecek öğretmen adaylarının; &#8220;1.Zihin Engelliler Öğretmenliği, 2.Özel Eğitim Öğretmenliği, 3.Özel Eğitim Bölümü&#8220; alanlarından mezun olması gerektiği anlaşılmaktadır. Ancak, söz konusu çizelgede yer aldığı şekliyle, Zihin Engelliler Sınıf Öğretmeni Zihinsel Engelliler ve Otistiklerin eğitimine girebilirken, Bedensel engellilerin eğitimine niçin sadece Özel Eğitim Sınıf Öğretmenliği bölümü mezununun girebildiği ve diğerinin geremediği ile ilgili bir fikir sahibi değilim. Ancak, inanıyorum ki düzenleyici bunun nedeninin ne olduğunu kesinlikle biliyordur. Bu kadar net olarak açıklanmış olması tesadüfi bir durum değildir. Eğer konuyla ilgili gerek hukuki gerekse bilimsel durumuyla ilgili açıklamaları olan varsa ben de yararlanır ve öğrenmiş olurum.
Yine genelge ekindeki çizelge incelendiğinde, Özel Eğitim Bölümü mezununun da durumu net değildir. Bu konunun da daha açık ve net bir şekilde yer almasının yararlı olacağı kesindir.
Aynı madde ile ilgili olarak, bu güne kadar personel olarak görevlendirilen özel eğitim kurslarından geçmiş ve gerek kurumların açılışlarında gereskse daha sonrasında çalışan personel olarak onay alınmış olan sertifikalı sınıf öğretmenlerinin durumunun ne olacağı açık değildir. Konunun net olarak açıklanmasına ihtiyaç olduğu açıktır.
Çünkü, eğer çizelgede yer aldığı şekliyle kurs sertifikalı sınıf öğretmenleri bu kurumlarda görev alamayacaklarsa, söz konusu öğretmenlerin 5580 Sayılı Kanun ve Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği hükümlerine bağlı olarak kazanılmış haklarının nasıl korunacağı gündeme gelecektir. Şöyle ki, bu öğretmenlerle kurumlar arasında yapılan bir yıllık sözleşmeler bulunmaktadır. Kanun gereği düzenlenen bu sözleşmelerin taraflara doğrucağı hakları ve uymak zorunda olduğu sorumluluklarının bulunduğu kesindir. Böylesi bir durumda bu öğretmenlerin yasal hakları ile kazandıkları tazminat vb. kim tarafından ve ne şekilde karşılanacaktır. Dolayısıyla, kendileri dışında ortaya çıkan bu durumdan dolayı zarar görenler haklarını arayacaklar ve hukuki yollara başvuracaklardır.
Bütün bu nedenlerden dolayı da maddenin daha net bir şekilde açıklanmasına ihtiyaç olduğu açıktır.

Yine çizelge ekinde yer alan 3 maddelik açıklamalara göre, 2.maddede belirtilen &#8220;&#8230;bireysel ve seanslı eğitimin uygun olan öğretim programına ait zorunlu personel tarafından verilmiş olmasına dikkat edilmelidir.&#8221; açıklamasından, bireysel ve seanslı eğitimin, zorunlu olmayan personel tarafından da verilebileceği anlaşılmaktadır. Çünkü, &#8220;dikkat edilmelidir&#8221; cümlesi bir kesinlik ifade etmemektedir. Eğer bu madde, açıklandığı üzere, bu şekliyle anlaşılır ve uygulamalar yapılırsa, her ilde ve hatta her il içerisindeki farklı ilçelerde veya diğer yerleşim birimlerinde farklı uygulamaları getireceği açıktır. Bu nedenle de maddenin kesinlik belirten ifadelerle açıklanması herkes için yararlı olacaktır. Aksi takdirde, farklı uygulamalardan dolayı da yasal sıkıntıları beraberinde getireceği açıktır. Bütün bu nedenlerden dolayı, karışıklığa meydan vermemek adına düzenleyiciler tarafından net açıklamaların yapılmasının yararlı olacağı açıktır.

3.&#8220;Görevlendirilen zorunlu personelin haftalık gireceği seans sayısı, (Ek-3)&#8217;te kurum türüne ve personele göre ayrı ayrı belirtilen seans sayılarına uygun olacaktır.&#8221; Maddesi ile ilgili olarak;

Genelge ekinde yer alan Ek-3 incelendiğinde,
&#8220;asıl görevli öğretmen haftada aylık karşılığı 20 seans, ders saat ücreti karşılığı 20 seans olmak üzere toplam 40 seans,
Dil ve konuşma terapisti, çocuk gelişim uzmanı, fizyoterapist, psikolog, odyolog, sosyal hizmet uzmanı ve benzeri eğitim personeli olarak görevlendirilenler ise aylık karşılığı haftada toplam 40 seans,
Son paragrafta ise,
Aday zorunlu personel; adaylık eğitiminin temel ve hazırlayıcı eğitim programlarını tamamlayıp sınavlarda başarılı olması halinde, Özel Öğretim Kurumlarında Görevlendirilen Personelin Adaylık İşlemleri ile Sicil ve Disiplin Amirleri Hakkında Yönerge&#8217;de belirtilen sayıda derse/seansa girebilirler.
Açıklamaları yer almaktadır.

Söz konusu madde hükümlerinde, net olarak açıklanması gereken hususların aşağıda belirtildiği gibi olduğu, bu nedenle de iller arasında ve hatta aynı ildeki ilçeler arasında bile farklı uygulamalara yol açtığı açıktır.
Örneğin; zorunlu personel olup aday olan öğretmenin kurum açılış ve öğretime başlama izni müracaatı yapıldığında, bazı illerde kabul edilmediği ve adaylığının kalkmış olması zorunluluğunun istendiği bilinmektedir. Söz konusu uygulamalar kurumlar arasındaki uygulama farklılıklarını ortaya çıkarmakta, bu durumda da mağduriyet yaratmaktadır.
Oysa, gerek 5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu&#8217;nda gerekse MEB Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğinde belirtilen hükümler kesindir.
5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu&#8217;nun &#8220;Kurumlarda çalıştırılacak personel&#8221; başlığı altında yer alan Madde 8&#8217;de &#8220;&#8230;Kurumların eğitim-öğretim ve yönetim hizmetlerinin, asıl görevi bu kurumlarda olan yönetici ve eğitim-öğretim elemanları ile yürütülmesi esastır.
Bir kurumun öğretime başladığı tarihten itibaren mevcut ders saati sayısının, kuruluş sırasında üçte birinin, kuruluşundan üç yıl sonra da en az üçte ikisinin asıl görevi bu kurumlarda olan öğretmen, uzman öğretici veya usta öğreticiler tarafından okutulması zorunludur.&#8221; hükmü yer almaktadır.
Bu durumda da, gerek Özel Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği gerekse ilgi genelge açıklamalarının, Kanun maddeleri ile aykırılığı olduğu açıktır. Buna rağmen, Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinin özel durumu ve Özel Özel Eğitim Kursu Yönetmeliği esas alınsa bile asli görevli öğretmen/uzman/usta öğretici görevlendirileceği düşünülse bile, zorunlu personelin tamamının adaylığının kalkmış olmasının istenmesi, gerek mevzuatı bakımından gerekse ilgi genelge açıklamalarına göre de aykırı bir durum teşkil etmektedir.
Bütün bu nedenlerden dolayı da Milli Eğitim Bakanlığınca yayımlanan ilgi genelgede (eğer değişik illerde farklı uygulamaların yapıldığı duyumları doğruysa veya böyle bir ihtimal olduğu düşünülürse) taşra uygulayıcıları bakımından net ve açık olarak açıklanmasına ihtiyaç duyulduğu, yapılacak açıklamalarla da taşra teşkilatlarındaki uygulayıcıları arasında da birliktelik sağlanacağı, bu durumda da sıkıntıların azalacağı şeklinde düşünülmelidir.

Yine, aynı madde hükümleri ile ilgili olarak ele alınması ve açık-net olarak ifade edilmesi gereken bir hususun da, zorunlu personel durumunda olan uzman/usta öğretici kadrosuyla ilgilidir.
Şöyle ki; psikolog, fizyoterapist, okul öncesi eğitim uzmanı vb. kadrolarda görev yapan uzman statüsünde çalışan personelin adaylıklarının söz konusu olup olmadığı konusunda tereddütler yaşanmakta ve bu konuda da açıklamalara ihtiyaç duyulmaktadır.

4.&#8220;Kaynaştırma eğitimine devam eden özürlü çocuklara, okul yönetimince grup eğitimi konusunda gerekli destek sağlanacak, ayrıca özel özel eğitim kurumundan bireysel destek eğitimi almaları yönünde Özel Eğitim Değerlendirme Kurulu Raporu düzenlenmesi halinde ayda en az 6 seanslık bireysel eğitim, okulun günlük öğretim süresi dışında özel özel eğitim kurumu tarafından verilecektir.&#8221; Maddesi ile ilgili olarak;

Söz konusu madde ile ilgili olarak forumda yer alan öneri ve eleştirilere bakıldığında, üzülmemek elde değil. Genellikle, devlet kurumlarında bu işin iyi yapılamadığı, personelin nitelik ve nicelik yönünden yetersizliği, fiziki imkanların yetersizliği vb. eleştiriler yer almaktadır. Bu eleştirilerin kısmi olarak haklılığı olsa bile, genel olarak yapılan eleştirilerin doğru olmadığını düşünmekteyim. Çünkü, kurumların fiziki imkanlarının yetersizliğinden söz edilmekte ama mevcut özel özel eğitim kurumlarının(gerek okullar gerekse rehabilitasyon merkezleri bakımından) karşılaştırılması objektif değerlendirmelerle yapılmış olsa hiç de söylediğimiz gibi olmadığı sağduyuyla düşünen herkesçi daha iyi anlaşılır diye düşünüyorum.
Personelin nitelik veya nicelik yönünden yetersizliği eleştirisine gelince, unutulmamalıdır ki, söz konusu kurumlarda da, özel özel eğitim kurumlarında görev yapan herkesin mezun olduğu okullardan mezun olan arkadaşlar görev almaktadır. Hatta, belki de özel özel eğitim kurumlarını tercih etmeden önce bir çok çalışan da resmi kurumların çalışanı durumundaydı. Hatta yine aynı resmi kurumlarda kesinlikle çalışmayacağı düşünülemez. Bu durumda da, aynı üniversitelerin aynı bölümlerinden mezun olan öğretmenlere haksızlık yapıldığı ve doğru olmayan eleştirilerin yapıldığı şeklinde düşünmekteyim.

Milli Eğitim Bakanlığının kaynaştırma ile ilgili mevzuat düzenlemesi incelendiğinde, hiç de öyle rastgeleliğin olmadığı/olamayacağı bir takım kurallara bağlandığı daha açık anlaşılacaktır. Örneğin; Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği&#8217;nde yer alan hükümler düşünüldüğünde, kaynaştırma eğitiminin iyi bir planlamaya bağlandığı daha iyi anlaşılacaktır. Şöyle ki; söz konusu Yönetmeliğin BİRİNCİ BÖLÜM-Kaynaştırma Yoluyla Eğitim ve Başarısının Değerlendirilmesi-Kaynaştırma yoluyla eğitim başlığı altında yer alan Madde 23&#8217;ün değişik hükümlerinde değerlendirmenin kimler tarafından ve ne şekilde yapılacağı açık bir şekilde tanımlanmıştır.(Ki bu birimler ve yetkililer halen Özel Özel Eğitim Okulları/Kurslarına da yönlendirmeleri yapanlarla aynı kişi veya kurullardır.)
İlgi genelgede belirtilen hükümle direkt ilgisi olan maddeler ise, 23-2/g,ğ hükümlerinde;
g) Okul ve kurumlarda, kaynaştırma yoluyla eğitim alacak bireylerin bir sınıfa en fazla iki birey olacak şekilde eşit olarak dağılımı sağlanır.

ğ) Kaynaştırma yoluyla eğitimlerine devam eden bireylerin bulunduğu sınıflarda sınıf mevcutları; okul öncesi eğitim kurumlarında özel eğitime ihtiyacı olan iki bireyin bulunduğu sınıflarda 10, bir bireyin bulunduğu sınıflarda 20 öğrenciyi geçmeyecek şekilde düzenlenir. Diğer kademelerdeki eğitim kurumlarında ise sınıf mevcutları; özel eğitime ihtiyacı olan iki bireyin bulunduğu sınıflarda 25, bir bireyin bulunduğu sınıflarda 35 öğrenciyi geçmeyecek şekilde düzenlenir.
k) Yetersizliği olmayan öğrenciler, istekleri doğrultusunda, çevrelerindeki özel eğitim okullarında açılacak sınıflara kayıt yaptırabilirler. Bu sınıfların mevcutları 5&#8217;i özel eğitime ihtiyacı olan birey olmak üzere okul öncesi eğitimde en fazla 14, ilköğretim ve ortaöğretimde 20, yaygın eğitimde 10 öğrenciden oluşur.

Şeklinde yer almaktadır. Dolayısıyla, resmi kurumlarda da kaynaştırma eğitimi alacak öğrencilerin, bu şartlar yerine getirilmek üzere eğitimini yapabilecekleri anlaşılacaktır. Özel özel eğitim kurumları olarak, ilgi genelge düzenlemesindeki maddeye bakış açısının bu şekilde olması, bu düzenlemelerin yapılamaması durumunda, kaynaştırma eğitimine tabi öğrencilerin ancak bu şartlarda grup eğitiminden yararlanabileceği ileriye sürülmelidir.
Aksi takdirde, kaynaştırma eğitimine ihtiyacı bulunan öğrencilerin gerekli eğitimi alamayacakları ileriye sürülerek, gerek yasalardaki hükümlerin yerine getirilmesi isteği gerekse öğrencilerin eğitimlerinden mağdur edilmemesi gerektiği şeklinde görüş ve önerilerde bulunularak, düzenleyicilere destek olunması gerektiği şeklinde değerlendirilmelidir.
Eğer sadece, ilgili kurullar tarafından verilen raporlarda &#8220;&#8230;kaynaştırma eğitimi uygundur&#8230;&#8221; vb. tanılarının olacağı ancak bu öğrencilerin tanısı yapılan, grup eğitimini tamamlayamayan öğrenciler durumunda kalacağı, bu durumun da, verilen bireysel destek eğitimine de olumsuz ket vuracağı görüş ve önerisi ileriye sürülmelidir. Söz konusu genelgenin ilgili maddesine bu görüş ve öneriler vb. temelleri olan öneriler geliştirildiği takdirde, düzenleyicilerin de daha uygun çözüm yollarını bulabileceğini düşünmekteyim.

5.&#8220;Yerleşim biriminde resmi veya özel eğitim okuluna devam eden özürlü öğrencilerin bireysel veya grup eğitimi için her türlü tedbir okul bünyesinde alınacaktır. Özel veya resmi özel eğitim okullarından herhangi birine veya özel eğitim sınıfına devam eden özürlü çocukların ayrıca, özel özel eğitim kurumundan destek eğitimi almaları halinde eğitim giderleri Bakanlığımızca karşılanmayacaktır.&#8221; Maddesi ile ilgili olarak;
Bu maddeden anladığım kadarıyla, öğrencinin resmi özel eğitim kurumuna devam etmesi durumunda, destek eğitimi alamayacağı hususu çok açıktır ve haklıdır. Yani öğrenci eğer resmi bir özel eğitim kurumuna devam ediyorsa, devletin aynı öğrenci için tekrar ücret ödememesi gerektiği haklılığıdır, ödememesi gerektiğine inanıyorum. Devlet yatırım yaparak gerekli tedbiri almışsa ve öğrenciye eğitim veriyorsa, destek eğitimi için niçin yeniden bütçe ayırsın.
Ancak, anlaşılamayan ise Özel Özel Eğitim Okulu&#8217;na devam eden öğrenci için de destek eğitimine izin verilmemesidir. Örneğin, halen faaliyette bulunan özel özel eğitim okuluna devam eden öğrenci için parasını ödeyen öğrenci velisi, devletin Anayasa&#8217;nın eşitlik ilkesine uygun olarak bütün bireylerine hak olarak vermeyi planladığı destek eğitimi ücretini örnekteki bu veliye vermemesi veya bütçe ayırmamasının nedeni açık değildir. Çünkü, bildiğimiz kadarıyla halen faaliyette olan özel özel eğitim okullarına devlet kurumlarından ayrılan herhangi bir bütçe yoktur. Bu nedenle de ilgi genelgenin söz konusu maddesine velinin itirazda bulunacağı ve hatta hukuki yollara başvuracağını düşünmekteyim.

10.&#8220;Özürlü çocuklar, devam ettikleri özel özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinden o ayın eğitimini tamamlamadan ayrılmaları halinde ödeme yapılmaz. Özel eğitim kurumundan ayrılıp başka bir merkeze kayıt olmak isteyen özürlünün velisine kurumca, Özel Eğitim Değerlendirme Kurulu raporunun aslı verilir. Raporun örneği ayrıldığı kurumda saklanır.&#8221; Maddesi ile ilgili olarak;
Özel Öğretim Kurumları Kanunu ve Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği ilgili hükümlerinde, ücretlerin nasıl belirleneceği ve ücretsiz okuyacak öğrencilerin hangi oranda olacağı açıkça belirlenmiştir. Ancak, özel öğretim kurumunun tüm öğrencilerinin ücretsiz okutulabileceğine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.
Yine, ÖZEL ÖĞRETİM KURUMLARI ÖĞRENCİ ÜCRETLERİ TESPİT VE TAHSİL YÖNETMELİĞİ&#8217;nin ilgili hükümlerinde de, ücretlerin nasıl tespit edileceği, ne şekilde ödenebileceği vb. hususlar açıkça ortaya konmuştur.

Söz konusu mevzuat hükümleri incelendiğinde, ücretlerin iadesinin veya alınmamasının da nasıl yapılacağı açıkça ortaya konmuştur. Ücretlerin İadesi başlığı altındaki Madde 10&#8217;da; Aşağıda belirtilen sebeplerden biri veya birkaçı dolayısıyla kurumdan ayrılan öğrencilerin ayrılış tarihinden sonraki aylara, günlere ve saatlere isabet eden ödenmiş ücretleri iade edilir.
a)Öğrencinin il içinde veya il dışında başka bir kuruma naklolması,
b)Öğrencinin sağlık sebebiyle kurumdan ayrılması,
c)Kanun&#8217;un 15 inci ve 16 ıncı maddelerine göre kurumun kapatılması,
d)Kurumların öğretime başlamasından önceki bir tarihte öğrencinin herhangi bir sebeple kurumdan ayrılması ve ayrılmak için müracaat etmesi,
e)Öğrenci velisinin öğrenciyi kurumda okutamayacak duruma düştüğünü gösterir resmi makamlardan alacağı belgelerle tevsik etmesi,
gerekir hükümlerinden de anlaşıldığı üzere, verilen eğitim ücretinin iadesinin söz konusu olmadığı ancak &#8220;ayrılan öğrencilerin ayrılış tarihinden sonraki aylara, günlere ve saatlere isabet eden ödenmiş ücretleri iade edilir&#8221; hükmüne göre verilmeyen eğitim-öğretimin parasının iade edilebileceği açıkça belirtilmiştir. Bu durumda da Yönetmelik hükümlerine uygun olmayan genelge hükmünün yasal sıkıntılarının da olacağı açıktır.
Bu nedenlerden dolayı da düzenleyicilerin, ilgili madde konusunda daha ayrıntılı açıklamalarının yapılacağına ve söz konusu durumun gerek pratikteki zorluklarından ve kurumlara yaşatacağı olumsuzluklardan dolayı gerekse mevzuat hükümlerine uygunluğunu sağlamak bakımından tekrardan değerlendirilebileceğini umuyorum. Önerilerin ve görüşlerin de bu doğrultuda yapılması gerektiğini düşünüyorum.

diğer maddelerle ilgili yorumların devamı
[ Yorumu yapanı görmek için üye girişi yapınız ]
Yorumu değerlendirin
Kötü Normal İyi
 
Toplam 1 yorum yapıldı, ortalama beğeni << Bir önceki sayfa  |  Bir sonraki sayfa >>

Yorum yaz

Sadece üyelerimiz yorum yazabilir ve yorumları değerlendirebilirler
Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir