|
Konuyu dağıtmak istemiyorum ama şu aralar çok sık karşılaştığım ve yanılgı olduğunu düşündüğüm bir yargı üzerine yorumumu belirtmek istiyorum. Eğitim vicdan, sevgi işi vs. değildir. Elbette bir eğitmen işini severek yaparsa verimli olur o ayrı bir konu. Eğitim istendik davranışlar geliştirme sürecidir. Bir işitme engelli çocuğu severek şefkat göstererek ona konuşmayı edindiremezsiniz. Bir zihin engeli olan çocuğa şefkat göstererek beceri ve kavram öğretemezsiniz. Eğitim ancak bazı disiplinlerin birlikte ve bilinçli olarak harmanlanmasıyla ortaya çıkar. Eğitim sürecinde ihtiyaç duyulan bu gereklilikleri öğretmene kazandırabilmek özellikle de özel eğitim gibi spesifik bir alan da çoğu kez 4 yıllık bir akademik yaşama dahi sığdırılmakta zorlanırken bir kaç aylık eğitimle öğretmen yaratmak ve eğitim sevgi işidir diyerek geriye kalan her şeyi bir kenara bırakıp sevgi yarıştırmak kıyaslamak oldukça manasızdır. Geçmiş dönemlerde ziraat mezunlarının öğretmen olmasının ceremesini onlarca kuşak çekmiştir çekmeye devam etmektedir. Günümüzde görülen başarısız eğitmci deki eksiklik sevgi eksikliği değil o eğitimciyi üniversite de öğrendiklerini kullanmasına zorlayamayan devlet denetimi yetersizliğidir. Usta öğretici konusuna gelince kendini zorlamayan bir üniversite mezununa göre kendini geliştirmiş formasyonunu örgün bir kurumdan olmasa da kendi çabalarıyla kazanmış bir usta öğretici elbette daha yararlı olacaktır. Lakin bu oldukça güçtür çünkü bu alanda ülkemizde akademisyenler haricinde yeterli kaynak yoktur. Akademisyenlerde üniversitelerdedir.
|